*
12 MART 27 NİSAN
12 Mart,
12 Eylül,
28 Şubat,
27 Nisan,
Ne yıllar ama
Bu yıllar içinde neler yok ki.
Bu yıllarda kimlerin parmağı yok ki.
Bu yıllar ülkeyi nerelere getirmedi ki.
Geçenlerde gazetelere ilginç üç fotoğraf düştü.
Üçü de yan yana
Sol tarafta Atatürk brövesi kahramanı Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök.
Orta tarafta 12 Eylül’ün başı Kenan Evren.
Sağ tarafta ABD Dışişleri Bakanı Colin Pavel ile dokuz maddelik anlaşmayı imzalayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
Ne hoş, ne güzel fotoğraflar değil mi?
Bu fotoğrafta kimler eksik?
28 Şubat’ın kahramanı Çevik Bir.
O nerede şimdilerde?
AKP’nin Yenimahalle Belediye Başkanı aday adayı ve cemaatçiliğiyle ünlü bir iş adamının danışmanı
27 Nisan muhtırasının yazarçizeri Yaşar Büyükanıt?
Dolmabahçe’deki o büyülü görüşmenin ardından zırhlı Mersedesle emekliliğe uğurlandı.
Şimdiki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’da uçmak istiyor. Rüyasında defalarca uçtuğunu söylüyor.
İşte size altı ünlü fotoğraf
Bak, bak izle
12 Marttan 27 Nisan’a uzanan bir yolculuk
Bu yıllar neleri getirdi?
Neleri götürdü?
Neleri getirip, neleri götürmedi ki?
Kendilerini sağcı, muhafazakar, liberal, milliyetçi, dinci ilan eden zihniyetin, bu yılların kendilerine hazırladığı zeminler üzerinde ülkeyi nereden nereye getirdiklerini hep birlikte yaşayıp görüyoruz.
Bugün darbelerden şikayet edenlerin birer darbe ürünleri olduklarını da tarihin önümüze düşen yapraklarından ve gazetelere düşen fotoğraflarından okuyoruz.
Bu zihniyetin ülkeye, cumhuriyete ve kendisine demokrat diyen insanlara yaşattıkları ise bir başka yanı,
Şu günlerin yaşattıkları ise, bu yılların getirisinin bir başka görüntüsü.
Otuz altı etnik gurup, tarikatlar, cemaatler, şeyhler, şıhlar, aşiretler, her soydan, her boydan dincilik, iyi Aleviler, kötü Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, Romanlar ve daha niceleri.
Bölün, bölün bölünmenin sonu yok.
12 Marttan 27 Nisan’a yüz yıllık Amerikan rüyasının yazılan, çizilen senaryosunun bizlere izlettiği filmin ise daha neleri götüreceği, neleri izleteceği, neleri yaşatacağı gelen günlerde.
Bekle gör diyorlar bu filmin adına.
Bu filmin sonunu Vakit gazetesi yazarı Mülayim diye ünlendirilen Abdurrahman Dilipak şöyle yazıyor.
“Daha tutuklanmak için sırasını bekleyen binlerce kişi var.
Ne BAYKAL, ne BAHÇELİ, ne KANADOĞLU, ne BAŞBUĞ, ne YARSAV, ne de HSYK bundan sonra bugüne kadar ki tavrını sürdüremez. Denemek isterlerse, bu işin bedelini ödemek zorunda kalırlar.
Erzincan paşasının da ayaklarının suya ermiş olması gerekir. DEMİREL ya da CİNDORUK’ UN da adımlarını denk atması gerekir. Ya da Ergenekon’un değirmenine su taşıyan medya, mafya, sermaye, siyaset, Sivil Toplum Kuruluşları (STK), bürokrasi mensuplarının da…
Bu arada TEKEL İŞÇİLERİNİN DE Ergenekon’un koruyucu kalkanı ve tramplen tahtası, Truva atı görünümünden çıkmaları gerek.
… Daha tutuklanması için sırasını bekleyen yüzler değil binlerce isim var. İnce ve uzun bir yoldayız. Sabır, kararlılık ve cesaret gerek. Gelinen noktaya bir gün mutlaka gelinecekti ve gelindi. Benden söylemesi. Bundan sonrası için herkesin daha dikkatli olması gerek.”
Abdurrahman Dilipak denilince nedense aklıma Toktamış Ateş gelir. Cumhuriyetçi, Atatürkçü profesörümüz.
Bırakalım profesörü bir yana şu Abdurrahman efendinin ne demek istediğine onu anlamaya çalışalım.
Abdurrahman efendi açıkça iktidara muhalif olan herkesi tehdit ediyor. Hapisle korkutup, bedel ödeyeceklerinden dem vuruyor. Tekkesinin altındaki cübbesinin gereğini yerine getiriyor. “Gelinen noktaya bir gün mutlak gelinecekti ve gelindi” diyor.
Abdurrahman efendi parmağını gözümüze mi soksun AKP’nin sesi AKP iktidarının söyleyeceği son sözleri söylüyor.
AKP bu tarafta ne yapıyor?
Demokrasicilik oyunu oynuyor. Antidemokratik olan her şeyi demokratik hale dönüştüreceği masalıyla arı gibi çiçekten çiçeğe konuyor. ABD’ye on sekizinci uçuşunu yapıyor.
Ülkenin gündemi halka göre değil, AKP’nin elindeki senaryoya göre değişip duruyor.
AKP oyalıyor.
Abdurrahman Dilipak doğruyu söylüyor.
12 Mart,
12 Eylül,
28 Şubat,
27 Nisan
Ne darbeler ama
Bu darbeler içinde kimler yok ki?
Bu darbelerde nice kahramanlar yok ki?
Bu darbelerin vatan kurtaran aslanları neler ekmediler ki!
Bu büyük darbe tarlası içinde hangi ürünler yetişmedi ki!
ANAP, DOĞRU YOL, FAZİLET, SAADET, PKK, TÜRK İSLAM SENTEZCİLERİ, CEMAATLER, TARİKATLAR bu tarladan beslenen ya da bu tarlanın ürünleri değil mi? AKP bu zihniyetin doğurduğu çocuk değil mi?
Darbeler tarlasına ne ekildiyse, o biçiliyor.
Darbeler tarlasından sivil darbeciler yetişti.
Şimdi biçilense sivil darbenin ta kendisi
Peki, bugün darbeci diye yargılananlar neyin nesi?
Oltanın ucundaki yemler.
Sazanlar yutsun diye.
Darbeler öyle yapılmaz böyle yapılır diye uzatılan Amerikan oltaları.
Anayasa, Babayasa, Amcayasa, Dedeyasa derken Deniz Feneri yasasıyla uzatılan oltayı yutar mıyız?
Bilemiyorum…
Darbeciler tebdil olmuş sivil gezer.
Açlık, yoksulluk, işsizlik halkın ekmeği aşı günlük yaşamı olmuş.
İnsanlar canından bezmiş.
İntiharlar kurtuluş için kolay yol olmuş
Zulmün adı demokrasi, dinciliğin adı özgürlük, bağımsızlığın adı ABD bağımlılığına dönüşmüş.
Darbeler tarlasında yetişenler Cumhuriyetten hilafetin ve halifeliğin öcünü almak için her şeyi göze almış.
Antlar içilmiş gözler karartılmış, kılıçlar çekilmiş.
Ne diyordu Abdurrahman Efendi.
“Gelinen noktaya bir gün mutlak gelinecekti ve gelindi benden söylemesi”
Ses kimindi?
AKP’nin
Ne dersiniz?
Abdurrahman efendi doğru mu söylüyor?
Aşur EYLEN
14.04.10
|