*
BU YOL NEREYE GİDER?
AKP iktidarı altıncı yılını doldurup, yedinci yılına doğru yol alırken ülkenin manzarası hiç de hoş değil.
AKP ilk iktidarında yüzde 34, 22 Temmuz seçimlerinde de yüzde 47 oy alarak milli iradenin sesi olduğunu, milli iradenin üstünde bir başka iradenin olmayacağını söyleye dursun ülkedeki huzursuzluk, güven bunalımı büyüdükçe büyüyor.
Oysa yaklaşık yüzde 47 oy oranı ile iktidara oturmuş bir siyasi parti huzuru ve güveni sağlayabilmeliydi.
AKP iktidarı ne huzuru sağlayabildi, nede güveni.
Altı yıl önce büyük gürültü ve patırtılarla göreve başlayan AKP’de gürültü ve patırtının şiddeti büyüdükçe büyüdü.
Bu gürültünün ve patırtının tek mimarı da başbakandı.
Başbakanı her gün televizyonlarda seyredenler öfkesinin, şiddetinin, saldırganlığının nedenlerini ne anlayabildi, ne de bunlara bir anlam yükleyebildi. Çünkü bu davranışların üstü hep örtüldü. Hep de AKP’nin mağduriyeti ile süslendi.
Başbakan kendinden yana olmayanlara tu kaka edasıyla meydan okuyup savaş açtı.
“Biz milletle uzlaştık” diyerek kendisinin dışındaki kesimlerle uzlaşmamayı alışkanlık haline getirerek, hedefine doğru yürümeyi, politikasının gereği haline dönüştürdü.
AKP’nin büyük çapta ABD’deki Bush yönetiminin bir projesi olduğunu bütün dünya alem biliyor.
AKP’nin kuruluşu, ekonomi yönetimi, siyasal stratejisi, dincilik politikasıyla güney doğu sorununun çözülebileceği sanılıyordu. Aynı zamanda bu strateji ABD’nin AKP’ye yüklediği bir misyondu.
Amerika kendi stratejilerine göre davranabilecek bir iktidarın olabileceği inancını BOP eş başkanlık görevini Başbakan RTE’ ye vererek sifonu çekmeden onu kullanabileceklerini başbakanın danışmanı Cüneyt Zapsu’dan öğrendi.
Irak’ı işgal eden Amerika BOP için Ortadoğu’da amaçlarına ulaştı. Irak’ın kuzeyinde kurdurulan aşiret uydu devletiyle birlikte PKK’da Amerika’nın güvenlik şemsiyesi altına alındı.
Amerika Orta Doğu’da ve küçük Asya Anadolu’da herkesi istediği gibi yönetmeye ve kullanmaya başladı.
PKK’nın terörü her geçen gün dozunu arttırarak Anadolu’da her eve her gün ateşler düşürdü. Şehit cenazeleri toplumun yüreğinde yaralar açarken ağıtlar, çığlıklar ateşin düştüğü yeri yaktı.
PKK terörünün dincilik yoluyla bir yerlere götürüleceğini akıllarının arkasına yazanlar umutlarını ABD’deki Fethullah Gülen’e bağlamıştı.
Dincilik ılımlı bir halde hem ABD’nin hem de AKP’nin sırtını dayadığı bir güvenceydi. Fethullah Gülen’e ABD’de boşu boşuna yeşil kart verilmemişti. Hem ABD’nin hemde AKP’nin politikaları bu zatı muhteremin ve cemaatinin üstünde yürüyordu.
Bunun için adına Abant toplantıları denilen görüşmeler ülkenin birçok yerinde yapılıyordu. Son Abant toplantılarının görüşüleceği yer Diyarbakır’dı. Diyarbakır’da Fethullah Gülen’e ait kurumlar gövde gösterisi yapacaktı.
Diyarbakır’da ki Fethullahçı kurumlar nedense bu toplantıdan vazgeçtiklerini açıklayınca PKK’nın etnikçi terörü ile dincilik arasında kalanların çaresizliği bu hamurun hangi suyu kaldıracağını da ortaya koydu.
Ülkede devlet güvenliğinin güvensizliğe dönüştüğünü sergileyen bu olay Türkiye’nin hangi koşullarda yaşadığını gözler önüne serdi.
AKP iktidarı altı yıllık iktidarında terörü bitireceğine azdırmıştı. Ancak bu gerçek Başbakan’ın umurunda değildi. Güneydoğu, PKK, dinciler ve ABD’nin hikmetine terk edilmişti.
Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar üç “Y” iddiasıyla ortaya çıkan AKP, yolsuzlukların, yasakların, yoksulluğun odağı haline dönüştü.
Hatay’daki Ali Dibo olayları AKP iktidarının nereye doğru koştuğunun ilk fotoğrafıydı. Dinciliğin yarattığı YİMPAŞ, KOMBASAN, İhlas, Endüstri Holding, beyaz Holding derken dinci ticaretin sermayesi oluşmuştu.
AKP’nin etrafını saran yolsuzlukların en belgelisi Şaban Dişli idi. Şaban Dişli AKP’nin yolsuzluk dişlerinden birini daha çekmişti.
Her yerde dincilik adına yolsuzluk ve soygunlar hız kesmeden sürerken Almanya’daki Deniz Feneri olayı bardağı taşıran son damla oldu.
AKP’nin adı Almanya’daki Deniz Feneri olayında da anıldı.
Bütün bu argümanlarını dincilik üzerine oturtan AKP Anayasa Mahkemesince de laikliğe karşı dinciliğin odağı sabıkasını alınca ortalık iyiden iyiye karıştı.
Bu tabloda huzur ve güvenin oluşması mümkün mü? Ekonomi dışa bağımlı, işsizlik, yoksulluk, açlık, yolsuzluk AKP’nin toplumun önüne koyduğu bir çaresizlik sofrası. AKP iktidarı bu görüntüden başarı kazanır mı, yoksa ülkeyi daha derin bunalımlara mı sürükler bunu kestirmek hiçte zor değil.
Başbakan’ın son meydan okumalarına bakılırsa bu işin sonu ya AKP için bir diktatörlük, ya da AKP’nin hüzünlü bir sonu.
Akla şu soru geliyor. Amerikan projesi ile AB’nin Brüksel sevdasıyla, PKK ve dinciliğin mengenesine sıkışmış ülkemiz nereye doğru gidiyor?
Önümüzdeki günler yaşanacakların habercisi olacaktır.
Buradaki en büyük tehlike bu tutsaklığa karşı toplumun suskunluğudur.
Bunu bir kez daha toplumla paylaşmakta bizim görevimizdir. Çünkü yaşanacak bir başka Türkiye yoktur.
Aşur EYLEN
|