*
GÜN GELECEK DEVRAN DÖNECEK
Türkiye Cumhuriyeti devleti,
Şahlık mı? Sultanlık mı? Padişahlık mı?
Tabi ki değil.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin başında bulunanlar,
Şah mı? Sultan mı? Padişah mı?
Bu misyonları kendilerinde görenler olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin memuru olan polis hükümetin yeminli askeri mi?
İşte burası karışık.
Polisin yetkileri Anayasa çerçevesi içinde yasalarla belirlenmiş.
Vatandaşın can ve mal güvenliğini koruyacak.
Peki, 1 Mayısta İstanbul’da, Ankara’da, Adana da ki rezaletler neyin nesi?
Hükümete bakarsan olağan günlerden biri.
Polis görevini layıkıyla yerine getirmiştir.
Devletin valilerine sorarsan,
Polis provokatörleri ve provokasyonları engellemiştir.
Üstelik orantılı güç kullanmıştır.
Bu orantı cehaletin ya da ödül avcılığının bir sonucu olsa gerek. Fotoğraflarda görülen kareler bunun en güçlü kanıtı.
Vatandaşın ödediği vergilerle donatılan polis kılığıyla kıyafetiyle ürkütücü.
Korkunun ortak adı olmuş.
Polisin bir elinde gaz bombası, bir elinde de vazgeçemediği copları.
Sabahın köründe dayanmışlar DİSK Genel Merkezinin önüne günün adı 1 Mayıs. Bu günde gık diyenin gırtlağı sıkılmalı. Dışarı çıkanların üstüne boyalı su ve gaz bombası atılmalı.
Saatler sabahın 6.30 unu gösterdiğinde DİSK Genel Merkezinden çıkanların üzerlerine boyalı sular boşaltıldı. Bu yetmezdi. Gaz bombaları boşuna mı getirilmişti. DİSK Genel Merkezinde bulunanlar gaz bombalarıyla boğulmalıydı. İçeridekilerin can güvenliği polisi ilgilendirmiyordu. Alınan emirde buydu. Gaz bombası silahları DİSK Genel Merkezine yönlendirildi, elde bulunan gaz bombaları pencerelerden kapıdan binanın içine atıldı. İçeride DİSK yöneticileri, milletvekilleri ve 1 Mayıs’a destek sunmak üzere gelen sanatçılar vardı. Aynı uygulamadan ÖDP İl binası da nasibini almıştı. Sokak aralarında coplanan insanların haddi hesabı yoktu. Dehşetin adı orantılı güç gösterisiydi.
Bu fotoğraf bizlere yabancı değildi. Görüntü Madımak görüntüsü gibiydi. İçerideki aydınlığın üzerine saldıran karanlık Sivas’ta ki yobaz güruh değildi. Vatandaşın can ve mal güvenliğini koruyacak olan devletin polisiydi.
İnsanı ürküten ve düşündüren buydu.
İstanbul sokaklarında kovalamaca çoktan başlamıştı. Polis bir taraftan gaz bombası atarken bir taraftan da önüne geleni copluyordu. Yere düşen bir kadının yüzünde patlayan tekme ve ardından coplanması bütün ülkede vicdanları sızlattığı gibi bütün dünyaya da bir Türkiye fotoğrafını sunuyordu. Polisin coplarından turistlerde nasibini almıştı. Canı yanan turistler neden coplandıklarını anlamaya çalışıyordu. Polis ne kovalamaya doyuyordu nede bombalamaya. Savaşlarda dahi bombalanmayacak olan hastanelerin acil servisine gaz bombaları atmaktan da kaçınmıyordu. Bütün bunların tek bir nedeni vardı. O gün 1 Mayıs’tı. İşçilerin ve emekçilerin bayramıydı.
Cenevre Sözleşmesine göre savaşlarda dahi gaz bombasını kullanmak yasaktı. Çünkü, bu tür silahlar kimyasal silahlar sınıfına giriyordu.
Bunlar kahraman mücahit polisin becerileriydi. Peki, bunların hepsi neden oluyordu bu korku niyeydi? Bu mücahitliğin nedenleri ne idi?
Bunu da Avrupa Birliği yolunda amansız bir mücadele veren özgürlükçü, insan hakları bayrağını elinden düşürmeyen, demokrasiyi türban konusunda özgürlükçü bir yaşam haline dönüştüren, sadece kendisi olduğu zaman adalet ve hukuku arayan herkesin kendisine biat etmesini isteyen AKP ve onun hükümetine sormak gerek.
Bütün bu rezaletin nedeni ne?
1 Mayıs ve 1 Mayıs gibi toplumsal olayları yaşanmaz hale getirirken neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Üstünü örtmek istediğiniz gelişmeler neler? Halktan neyi gizlemeye çalışıyorsunuz?
Ekonomi mi iyi değil?
Başbakana sorarsanız hergün büyüyen ve zenginleşen ülkemizde milli gelir kişi başına 10 bin dolara yaklaşıyor. Halkta yoksulluk diye bir şey yok. Ülke güllük gülistanlık.
İşsizlik mi var?
Tövbe haşa özelleştirmenin ve küresel sermayenin yarattığı istikrar ülkemizde işsizlik mi bıraktı. Herkesin bir işi gücü var. Sokaklarda aylak, aylak gezen birileri mi var?
Ülkede yokluk mu var?
Ne alakası var canım, her yer tıklım tıklım mal dolu. İnanmayanlar süpermarketleri, çarşıları, pazarları şöyle bir gezsin. Halktan ne esirgeniyor? Herkesin cebinde kredi kartları istediklerini doya doya alıyor.
Yoksulluk mu bunaltmış insanları?
Olur mu öyle şey canım. İslami kurallar çerçevesinde belediyelerimiz sadaka kültürüyle çoktan bu sorunu çözdüler.
Yolsuzluklar mı, paçalardan akıyor.
İşte bunda ayıp edersiniz AKP iktidara gelir gelmez bütün hortumcuların hortumunu kesti. Devlet ihalelerinde, belediye ihalelerinde, TMSF’nin el koyduğu bütün işlerde, enerji alanında 36 kişiden oluşan Dolar milyarderinin yaratılmasında, gemicik alım satımlarında, yumurta, mısır işlerinde, uluslar arası medya pazarlamacılığında, bilumum bütün işlerde her şey çok açık, şeffaf ve tertemiz. Tutturmuşsunuz ATV’nin satılması ve iki kamu bankasından alınan kredi diye. Ne var bunda, damat beye bu kadar kıyak çok mu?
AKP, altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı politikalarıyla ilgili gündeme düşen konuların kamuoyunca tartışılmaya başlanması sezinlenir sezinlenmez gündemin değiştirilmesi için başka konular yaratılarak kamuoyunun dikkati başka alanlara çekiliyor. Sonuçta kamuoyunun karşısında mağdur edilmiş bir AKP ve hükümet kalıyor.
1 Mayıs’ın mağduru ne İstanbullu ne Ankaralı ne de Adanalı, mağdur edilmek istenen sadece AKP ve onun iktidarı.
AKP iktidarı altı yıllık iktidarını işte böyle yürütüyor. İktidar yürüyor ama ya ülke?
AKP, hükümet, Vali, Emniyet Müdürleri ne derse desin son olaylar çok önemli gelişmelerin başlangıcı. Bunu bu ülkenin sevdalıları görüyor, duyuyor, yaşıyor. AKP ve hükümetteki telaşta bunun için.
AKP hükümeti 1 Mayıs’ta rüştünü ispat etmeye çalıştı, ama nafile.
1 Mayısla birlikte başlayan direniş ülkemizin kurtuluşu olurken AKP iktidarının da sonunu getirecek.
Bu sonda halk ne kadar aldatıldığını görecek.
Meydanlarda atılan bir slogan her şeyi özetlemiyor mu?
GÜN GELECEK
DEVRAN DÖNECEK
AKP HALKA HESAP VERECEK
Halk AKP’ye biat etmeyecek
Türkiye Cumhuriyeti devleti ne şahlık, ne sultanlık, ne padişahlık, ne de cemaat ve tarikatların arpalığı.
Bunu devran döndüğünde herkes görecek.
Aşur Eylen
|